İsim değiştirme davalarında son 1-2 yıl içinde vatandaşları ciddi sıkıntıya sokan bir dengesizlik hakimdir. Bu dengesizliğin sebebi ise davanın hangi mahkemede açıldığının kesin bir şekilde netleştirilmemesidir.
Nüfus Kanununa göre isim değiştirme davalasında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Ancak 2011 yılında değişen Usul Kanununda isim değiştirme davaları çekişmesiz yargı işlerinden sayılmış ve bu işlerde de görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere 2 kanun arasında önemli bir çelişki bulunmaktadır. Kanunlardan biri asliye hukuk mahkemesini görevli saymışken diğer kanun sulh hukuk mahkemelerini görevli kabul etmiştir. İşte bu çelişkinin giderilememesi nedeniyle isim değiştirme davaları adeta top gibi bir mahkemeden diğerine dolaştırılmaktadır. Aradan geçen bu kadar zamana ve doğan mağduriyetlere rağmen hala mahkemenin belirlenememesi de hukuk sistemimizin vehametinin ispatıdır.
Hukuk sistemi üzerinde görülen davalar arasında neredeyse en basit işlerden olan isim değiştirme davasının dahi bu kadar karışık hale gelmesi trajikomik bir durumdur. Çevresinde başka bir isimle tanınan bir şahsın ismini değiştirmesi için zaten prosedürlerle dolu olan dava süreci dışında birde görevli mahkeme ile uğraşmasının mantıklı bir izahatı bulunmamaktadır.
Kanaatimizce usul kanunundan daha özel bir durumla ilgili olan nüfus kanununun hükmü geçerlidir. Zira usul kanunu genel çerçeveyi çizerken nüfus kanunu spesifik olarak kayıtların düzeltilmesi ile ilgilenir. Hukukun genel mantığı içerisinde özel kanunun uygulanacağı kabul edildiğinde davaların asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekmektedir. Ancak buna rağmen davaları sulh hukuk mahkemesine göndermek vatandaşları yormanın yanı sıra hukuk düzeni içerisinde de zaten yeteri kadar prosedüre boğulan hukuk sistemini içinden çıkılmaz bir hale getirmektir.
Her hukuk sistemi içerisinde yorum farkından kaynaklı buna benzer problemler ortaya çıkmaktadır. Ancak bizim hukuk sistemimizin buradaki problemi aradan geçen 2 yıla rağmen bu sorunun hala çözülmemiş olmasıdır. Her geçen gün davaların artması ile daha ciddi mağduriyetler ortaya çıkmaktadır. Bu mağduriyetlerin yaşanmaması için görevli mahkeme konusunda derhal bir karar verilmeli ve istikrarlı olarak o karar uygulanmalıdır. Vatandaşlar için hayati öneme sahip isim probleminin bu kadar büyük hukuk sohbetlerine konu edilmesi ve bu kadar tartışılmasına rağmen çözülememesinin haklı bir gerekçesi olamaz.
İsim değiştirme davalarında son 1-2 yıl içinde vatandaşları ciddi sıkıntıya sokan bir dengesizlik hakimdir. Bu dengesizliğin sebebi ise davanın hangi mahkemede açıldığının kesin bir şekilde netleştirilmemesidir.
Nüfus Kanununa göre isim değiştirme davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Ancak 2011 yılında değişen Usul Kanununda isim değiştirme davaları çekişmesiz yargı işlerinden sayılmış ve bu işlerde de görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere 2 kanun arasında önemli bir çelişki bulunmaktadır. Kanunlardan biri asliye hukuk mahkemesini görevli saymışken diğer kanun sulh hukuk mahkemelerini görevli kabul etmiştir. İşte bu çelişkinin giderilememesi nedeniyle isim değiştirme davaları adeta top gibi bir mahkemeden diğerine dolaştırılmaktadır. Aradan geçen bu kadar zamana ve doğan mağduriyetlere rağmen hala mahkemenin belirlenememesi de hukuk sistemimizin vehametinin ispatıdır.
Hukuk sistemi üzerinde görülen davalar arasında neredeyse en basit işlerden olan isim değiştirmelerin dahi bu kadar karışık hale gelmesi trajikomik bir durumdur. Çevresinde başka bir isimle tanınan bir şahsın ismini değiştirmesi için zaten prosedürlerle dolu olan dava süreci dışında birde görevli mahkeme ile uğraşmasının mantıklı bir izahatı bulunmamaktadır.
Kanaatimizce usul kanunundan daha özel bir durumla ilgili olan nüfus kanununun hükmü geçerlidir. Zira usul kanunu genel çerçeveyi çizerken nüfus kanunu spesifik olarak kayıtların düzeltilmesi ile ilgilenir. Hukukun genel mantığı içerisinde özel kanunun uygulanacağı kabul edildiğinde davaların asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekmektedir. Ancak buna rağmen davaları sulh hukuk mahkemesine göndermek vatandaşları yormanın yanı sıra hukuk düzeni içerisinde de zaten yeteri kadar prosedüre boğulan hukuk sistemini içinden çıkılmaz bir hale getirmektir.
Her hukuk sistemi içerisinde yorum farkından kaynaklı buna benzer problemler ortaya çıkmaktadır. Ancak bizim hukuk sistemimizin buradaki problemi aradan geçen 2 yıla rağmen bu sorunun hala çözülmemiş olmasıdır. Her geçen gün davaların artması ile daha ciddi mağduriyetler ortaya çıkmaktadır. Bu mağduriyetlerin yaşanmaması için görevli mahkeme konusunda derhal bir karar verilmeli ve istikrarlı olarak o karar uygulanmalıdır. Vatandaşlar için hayati öneme sahip isim probleminin bu kadar büyük hukuk sohbetlerine konu edilmesi ve bu kadar tartışılmasına rağmen çözülememesinin haklı bir gerekçesi olamaz.